Doğu Marmara Kalkınma Ajansı .:. MARKA - TR42 .:. Kocaeli - Yalova - Sakarya - Düzce - Bolu -
Doğu Marmara Kalkınma Ajansı .:. MARKA - TR42 .:. Kocaeli - Yalova - Sakarya - Düzce - Bolu -
Doğu Marmara Kalkınma Ajansı .:. MARKA - TR42 .:. Kocaeli - Yalova - Sakarya - Düzce - Bolu -
Doğu Marmara Kalkınma Ajansı .:. MARKA - TR42 .:. Kocaeli - Yalova - Sakarya - Düzce - Bolu -
İhracat Arttı Ama Alarm Zilleri Çalıyor [01.07.2010]
İhracat Arttı Ama Alarm Zilleri Çalıyor
İhracat rakamlarını Kocaelinde açıklayan TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi ihracatın Haziran ayında yüzde 13,2 artışla 9 milyar 173 milyon olarak gerçekleştiğini söyledi.
TİM Başkanı Büyükekşi şöyle konuştu:
"Aylık ihracat rakamlarını bu ay sanayimizin kalbi Kocaelinde açıklıyoruz.
Kocaeli demek ihracat demek…
Kocaeli demek sanayi demek…
Kocaeli demek üretim demek…
Kocaeli demek istihdam demek…
Ama her şeyden önemlisi Kocaeli örnek bir öykü demek.
Türkiye’de Kocaeli gibi illerin sayısı artacak ki ülkemiz daha çok gelişsin. Daha çok üretsin, kalkınsın ve sorunlarını çözsün.
Kocaeli ilimiz sanayimizin, ihracatımızın gözbebeği. Kocaeli ihracat şampiyonu firmalarımızın üretim merkezi konumunda.
Kocaeli ilimiz yüzölçümü olarak Türkiyenin en küçük illerinden birisi. Ama kilometrekare başına düşen kişi açısından Türkiyenin en kalabalık ikinci ili. Kocaeli 2009 yılında 6,6 milyar dolar ihracat yaparak en fazla ihracat yapan üçüncü ilimiz oldu.
Kocaeli, sanayisi ve ihracatı ile Türkiyeyi sırtlayan illerden birisiydi. Bundan sonra bilişim ile Türkiyeyi sırtlayacak. Bilişim Vadisi projesi Kocaeli’nde kurulacak.
Bilişim sektörü Türkiyeyi geleceğe taşıyacak kilit sektörlerden birisi. Bu kilit sektör, Kocaelinde kurulacak Bilişim Vadisi projesi ile büyük gelişim gösterecek. Bu proje için Kocaeli’nin seçilmiş olması çok doğru ve yerinde bir karar oldu.
Teknoloji ve bilişim sektörüne biz çok önem veriyoruz. Çünkü Türkiye artık sanayisinde ve üretiminde yüksek teknoloji ürünlere kayıyor. Geleceği okuyoruz, geleceğin bilişimde olduğunu biliyoruz.
Kocaeli’nde başlayacak bu projenin tüm Türkiyeye hayırlı olmasını diliyorum.
Değerli konuklar,
Dün yaşadığımız iki önemli gelişmeyle ilgili değerlendirmelerimi paylaşarak başlamak istiyorum. Hem 1. çeyrek büyüme rakamları açıklandı hem de Türkiye’nin AB üyeliği ve tarım sektörlerimiz için önemli bir fasıl müzakereye açıldı.
Biz yaptığımız açıklamalarda 2010 1. çeyreği için çift haneli büyüme beklediğimizi ifade etmiştik. Büyüme oranının % 11,7 ile son derece yüksek çıkmasını çok olumlu buluyoruz.
Türkiye OECD ülkeleri arasında en hızlı büyüyen ülke oldu. G-20 ülkeleri içinde ise Çin’den sonra en hızlı büyüyen ikinci ülke oldu. Çin ile büyüme oranımız arasında sadece yüzde 0,2’lik bir fark olduğunu da belirteyim.
Yılın ilk 3 ayında ihracatımız % 22,3 arttığı için bunun ülke büyümesini yukarı çekeceğini biliyorduk. İhracat bu ülkenin en önemli öncü göstergesi. Nitekim ihracat kriz sonrası dönemde tekrar büyümenin motor gücü oldu.
Büyüme rakamlarının alt detayına baktığımızda imalat sanayindeki % 20,6’lık büyümeyi görüyoruz. İçerdeki özel tüketim artışı % 9,9, dolayısıyla üretim ihracata yöneldi. İhracat büyümeyi ateşledi. İstihdamı destekledi.
Hal böyle iken, dün yapılan “dış ticaret büyümeyi desteklemedi” açıklaması, canını dişine takıp ülke ülke dolaşıp çok büyük bir çaba gösteren ihracatçıyı derinden yaraladı. 2003 yılından beri ihracat artışı ve büyüme doğru orantılı arttı. Eğer iç tüketimle büyüseydik enflasyon düşmezdi.
İhracat bize yılın ikinci çeyrek büyümesinin de yine yüksek olacağını söylüyor. Ancak yılın 3. ve 4. çeyreklerinde de büyümenin devam etmesi için ihracatın yüksek oranda artması gerekiyor. İhracat artışının sürmesi için tüm kurumlarımızla beraber çok büyük bir gayret göstermemiz gerekir.
Dün açıklanan ikinci konu “Gıda Güvenliği, Veterinerlik ve Bitki Sağlığı” faslının müzakereye açılması oldu. Türkiye’nin AB üyelik sürecinde bir aşamayı daha kat etmiş olmaktan duyduğumuz memnuniyeti belirtmek ve Başmüzakereci Sn. Egemen Bağış’a ve Tarım Bakanı Sn. Mehdi Eker’e faslın açılması yönünde gösterdikleri yoğun çaba için teşekkür etmek isterim.
Müzakere sürecinin en zorlu fasıllarından biri olan bu alanda AB’ye uyum, ülkemizde gıda güvenliği standartlarını geliştirecek. Aynı zamanda tarım ürünleri ihracatında karşılaştığımız sorunların giderilmesine de önemli katkı sağlayacak.
Çiftlikten sofraya, tüm süreç boyunca hayvansal ve tarımsal ürünlerin, üretim ve denetimini sıkı kurallarla düzenleyen AB mevzuatının benimsenmesi, şüphesiz çiftçilerimiz, gıda sanayimiz ve kamu açısından önemli mali yükler de getirecek.
Çünkü AB standartlarına ve hijyen kurallarına uyum, işletmelerin modernizasyonunu gerektiren yeni yatırımları zorunlu kılıyor.
Ülkemizde bu alanda faaliyet gösteren ve büyük çoğunluğu KOBİ’lerden oluşan 5.000’in üzerindeki işletmenin sadece %7’sinin AB standartlarına uyumlu olduğu dikkate alındığında, konunun ciddiyeti ortaya çıkıyor.
Aynı şekilde kamunun kontrolleri etkinleştirebilmesi için laboratuar kapasitesi de dahil olmak üzere gerekli idari yapıları, personel ve araçları sağlamak üzere ciddi yatırımlar yapması gerekiyor.
AB’nin bu konuda sağladığı mali yardımlar ise sınırlı ve ihtiyaç duyulan rakamı karşılamaktan oldukça uzak. O nedenle, faslın getirdiği yükümlülüklerden etkilenecek kesimlere ek kaynak yaratılması ve AB’ye yeni katılan tüm ülkeler gibi, Türkiye için de yatırım maliyetlerinin zamana yayılmasını sağlayacak geçiş sürelerinin temin edilmesini elzem görüyoruz.
Değerli konuklar,
Tüm kamuoyunun yakından takip ettiği üzere geçtiğimiz ay Genel Kurulumuzu yaptık. Genel kurulumuza iktidar ve muhalefet partileri çok yakın ilgi gösterdi. Başta Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere on bakanımızı, Mecliste grubu buluna siyasi partilerimizin genel başkan ve genel başkan temsilcilerini ağırladık.
Genel kurulda yaptığımız değerlendirmede paritedeki değişimden ve ihracatımız üzerine olası zararlarından bahsettik. Önerilerimizi paylaştık.
Nitekim ihracatımızın artış hızındaki yavaşlama bizim uyarımızın ne kadar yerinde olduğunu gösteriyor. Bizim yürümeye değil, hızlı koşmaya ihtiyacımız var. Tempomuzun düşmemesi gerekiyor. Bu ay yine çift haneli bir artış yakaladık ama artış hızımızda bir miktar yavaşlama var.
Yılın ilk 5 ayında ihracat büyümemiz yüzde 23,4 olarak gerçekleşmişti. Bu ayki ihracat hızımız bu rakamın gerisine düştü.
Her şeyden önce, konuyu girdi maliyeleri açısından ele aldığımızda, ilginç bir durumla karşı karşıya olduğumuzu söylemek gerekiyor.
Bir önceki dönemde Euronun değerli olması sebebiyle işletmeler dolar cinsinden maliyetlenip, Euro cinsinden gelir elde etmek için büyük bir değişim içine girdiler.
Birçok kişi paritenin durumuna göre alacaklarının niteliğini belirledi. Bu durum büyük bir kafa karışıklığına yol açtı. Üretim maliyetleri son üç yılda dolar cinsine çevrilirken, gelirler ise Euro bazından belirlenmeye başlandı. Özetle, girdiler dolar, gelirler Euro haline getirildi. Elbette hiç kimse paritede bu kadar sert bir düşüş olacağını tahmin etmiyordu.
Paritedeki sert gelişme bizi ciddi bir şekilde endişelendiriyor. Birazdan size aktaracağım şekilde, paritenin etkisini bazı sektörlerimizde ve pazarlarımızda net bir şekilde görmeye başladık.
Biz paritedeki gelişmeleri dikkatle izliyoruz. Parite daha büyük resim olan kurun bir parçası. Türkiye’nin kur politikası ve ihracatımızın seyri arasında çok güçlü bir ilişki var.
Türkiye son 9 yıldır görünürde serbest dalgalı kur rejimi uyguluyor. Ama uzmanlar bunun yönlendirilen dalgalı kur olduğunu ifade ediyor. Merkez Bankası bazen fiziki olarak bazen de sözlü olarak müdahalelerde bulundu.
Amaç kurların piyasalar tarafından serbest bir şekilde belirlenmesidir. Ama bu politika görünürde uygulanıyor. Çünkü faiz politikası yüzünden kurlar hep baskı altında tutuldu. Enflasyonla mücadele programında yüksek faiz-düşük kur döngüsü kullanıldı.
Yüksek faiz oranları sıcak parayı Türkiyeye çekti. Türkiyeye gelen sıcak para yüksek faiz nedeniyle TLye yöneldi. Bunun sonucunda kurlar devamlı surette baskı altında kaldı.
Sadece ihracatta değil, iç piyasada yaşanan sıkıntılarla da bu durum karşımıza çıktı.
Evet, son 9 yılda Türkiye ekonomisi global kriz haricinde büyüdü. İhracatımız yükseliş kaydetti. Ama işsizlik rakamlarının artmasının önüne geçilemedi. Bu da izlenen politikaların sanayiciyi, ihracatçıyı nasıl vurduğunu çok iyi gösteriyor.
Çünkü ihracatçı, fiyat tutturabilmek için hammaddeyi ithal etti. Ayakta kalabilmek için çok düşük kar marjları ile çalıştı. Yeni yatırım yapmak bir yana, işçi çıkarmadan çok zor şartlarda ayakta kalmaya çalıştı. Bunun sonucunda karsız, yatırımsız, istihdamsız ihracat artışları yaşadık.
Kur ve paritede yaşadığımız sorun kısa vadeli dalgalanmaları göstermiyor. Çok uzun bir dönemde yaşanan gelişmelerin yansımasını görüyoruz. Kurdaki gelişmeleri sadece dün, bugün söylemiyoruz. Bu konu çok uzun süredir canımızı yakıyor. Bu sadece bir parite meselesi değildir. Bir kur sorunudur.
Düşük kurdan sadece ihracatçı değil, ithal mal ile rekabet edemeyen sanayici de şikayetçidir.
Söz konusu olan Türkiye’nin çok uzun bir sürede ve çok büyük bir emekle ortaya çıkardığı sanayi altyapısıdır. Üretim kapasitesidir. Geleceğidir.
Bizim isteğimiz para otoritelerinin sadece fiyat istikrarına odaklanmaktan vazgeçmesidir. Enflasyonun ülkemiz ekonomisi için ne kadar büyük bir sorun olduğunu ihracatçılarımızdan daha iyi kimse bilemez. Çünkü ihracatçılar aynı zamanda bu ülkenin üreticileridir.
Ancak sadece fiyat istikrarına odaklanmak ne kadar doğru? İşte görüyoruz, istihdam ne durumda? İç piyasa ne durumda? Bugün Anadoluya gidin bir sorun bakalım. Esnafından KOBİsine, büyük şirketinden küçük şirketine herkesin derdi nedir?
Fiyat istikrarını elbette yakalayacağız ama aynı zamanda yatırımı öldürmeyeceğiz. İstihdamı öldürmeyeceğiz. İhracatı öldürmeyeceğiz.
Bunun yolu var mıdır?
Bir yandan enflasyonla mücadele ederken öte taraftan kur meselesi için istikrarlı sayılabilecek bir model geliştirilebilir mi?
Biz buna evet diyoruz. Genel kurulumuzda da söyledik. Türkiye bu noktada özgün modelini geliştirmek zorundadır.
Biz genel kurulumuzda da ifade ettik. Bizim yeni bir çıpaya ihtiyacımız var. Bu çıpa ihracatın ithalatımızı karşılama oranı ve cari açığımızdır. İhracatımızın ithalatı karşılama oranı yeni dönemin en temel istikrar çıpası olmalıdır.
Elle gelen düğün bayram veya yapacak bir şey yok diyerek bu durumu geçiştiremezsiniz.
Ancak özgün bir model geliştirebilmek için ezberin dışına çıkmak gerekir. Yönetilebilir riskler almak zorundasınız. İhracatın yükselişinin kesintiye uğraması bizim için yönetilebilir bir risk değildir. Ancak kurdaki yüksek dalgalanmaların önüne geçmek için yönetilebilir önlemler almak mümkündür.
Biz kur sigorta sistemi önerimizi yineliyoruz. Bunun için kur garanti fonu kurulmasını öneriyoruz. Kaynak olarak ta kısa vadeli sermaye kazançlarından % 1 stopaj kesilmesini öneriyoruz.
Oluşan yeni koşullara ayak uydurmak, oluşan kur şoklarına karşı ihracatçımızı ve kontratlarımızı korumak dönemsel garantiler getirmek ne kamu bütçesini sarsar ne de mali denkliğimizi.
Alacağımız yaratıcı ve özgün önlemlerle bir yandan çok severek sürdürdüğümüz dalgalı kur rejimine de bir halel getirmeden durumu idare ederken diğer yandan öngörülebilirlik sağlar ve ihracatımızı büyütürüz.
Türkiye bu alanlara ayıracağı küçük kaynaklar ile ihracat artışı, istihdam artışı ve milli gelir artışı olarak misli ile tahsil eder. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın.
Karsız ihracat bu ülkeye ancak bir yere kadar fayda sağlar. Sadece karsız değil, Euro ile ihracat yapanlar şu anda zarar ediyor. İhracatçı kar edebilecek ki, üretimini devam ettirsin. Yeni yatırım sahası açsın. Yeni istihdam alanları oluştursun.
Son 5,5 ayda Türkiyeye giren sıcak para 9 milyar doları buldu. Buna rağmen hala G-20 ülkelerindeki en düşük döviz rezervi bizde. Merkez Bankası son 2,5 yılda rezerv arttırmak bir yana rezervlerini 400 milyon dolar azaltmış. Biz Merkez Bankasının rezervlerini arttırması gerektiğini düşünüyoruz.
Dalgalı kurdan vazgeçelim demiyoruz. Ama baskı altında bir dalgalı kur politikası istemiyoruz.
Değerli Konuklar,
Euro/Dolar paritesinden sonra dikkatle izlediğimiz bir konu da Çin para birimi Yuan’ın gelişimidir. Çin para birimini esnek bir bantta dalgalanmaya bıraktı. Çin Merkez Bankası, para birimi olan Yuan’ın Dolar karşısında referans nokta kabul ettiği karşılığın her gün %0,5 altı veya üstünde alınıp satılmasına izin verecek.
2009 yılında 1,2 trilyon dolar ihracat yapan Çin, 1,17 trilyon dolar ihracat yaptığını açıklayan Almanyayı geçerek dünyanın en fazla ihracat yapan ülkesi unvanını kazandı.
Çinin ulaştığı ihracat gücünde, para birimi olan Yuanın değerini sabit tutması büyük rol oynuyordu.
Çinin parası Yuanın yüzde 25 oranında değerlenmesi gerektiğine inanıyoruz. Eğer Yuanın değeri, serbest piyasa koşullarında belirlenirse bu durum Çine rakip ülkeler için oldukça olumlu bir haber olacak.
Türkiyede Çinin global dünyadaki en ciddi rakipleri arasında. Eğer Çinin parası değerlenmeye başlarsa bundan en büyük avantajı Türkiyenin elde edeceği görülüyor. Türkiyenin en büyük pazarı olan Avrupada Çinin ciddi bir ağırlığı var.
Ancak Çin, kısa vadede kur avantajından vazgeçmek istemiyor. Yuanın değerlenmemesi için de Çin devleti ve Çin bankaları hala ciddi anlamda dolar almaya devam ediyorlar.
Çin, Brezilya, Güney Kore gibi ihracatlarını artırmak isteyen bütün ülkeler paraları değer kazanmasın diye büyük mücadele ediyorlar. Türkiye tam tersini yapıyor.
Değerli konuklar,
Sektörel olarak baktığımızda bazı sektörlerde Euro dolar paritesi ve Avrupa ekonomilerindeki gelişmelerin de etkisiyle aylık ihracat hızlarının yavaşladığını görmekteyiz.
Avrupa ekonomileri kemer sıkma politikası izlemeye başladılar. Bunun sonucunda ABnin iç pazarında daralma yaşanacak. Bunun işaretlerini de ihracatımızda görmeye başladık.
Lider ihracatçı sektörümüz olan otomotivin ihracat artış hızı yılın ilk 5 ayında yüzde 39 idi. Otomotiv ihracatımız Haziran ayında yüzde 0,5 geriledi.
Yılın ilk 5 ayında ihracatı yüzde 15 artan hazır giyim ve konfeksiyon sektörünün artış hızı Haziran ayında yüzde 6,3de kaldı.
En fazla ihracat yapan üçüncü sektörümüz kimyevi maddeler ve mamullerinin artış hızı Haziran ayında yüzde 23de kaldı. Halbuki bu sektörümüzün ihracatı yılın ilk 5 ayında yüzde 48,9 artmıştı.
En fazla ihracat yapan 3 sektörümüz alarm veriyor. Bu 3 sektörümüzün ortak özelliği ihracatında AB ülkelerinin ağırlığının hayli yüksek olması.
Diğer taraftan bazı sektörlerimizin de çok başarılı performans çizdiklerini görüyoruz.
Demir çelik sektörümüzün ihracatı Haziran ayında 19,9, yılın ilk 6 ayında yüzde 4,9 arttı.
Değerli maden ve mücevherat sektörümüzün ihracatı Haziran ayında 18,4, yılın ilk 6 ayında yüzde 21,1 arttı.
Bunun yanı sıra tekstil ve hammaddeleri sektörü Haziranda yüzde 19 artış gösterdi. Deri ve deri mamulleri sektörü Haziran ayında yüzde 16,7 artış gösterdi.
Ülkelerin durumunu analiz etmeden önce geçen hafta Toronto’da yapılan G 20 zirvesinde gündeme gelen bütçe açıkları konusundaki önlemler ve ihracatımıza etkileri konusundaki görüşlerimi paylaşmak istiyorum.
Torontoda gerçekleştirilen G-20 zirvesinde dünyanın 20 büyük ekonomisi bir araya geldi.
Bu zirvede ülkelerin bütçe açıklarını daraltma için 2013 yılına kadar ciddi adım atma kararı çıktı. Diğer önemli bir karar da bankaların daha sermayeli, güçlü ve likit hale getirilmesi oldu.
Bu iki kararın uygulanması halinde, ülkelerin büyümeleri olumsuz etkilenecek.
Bütçe açıkları devam ettiği sürece, ülkeler vergileri yüksek tutacak ve bu nedenle özel tasarruflar düşecek. Özel tasarruflar, kamu harcamalarını finansmanda kullanılacak. Özel tasarrufların büyümeye olan katkısı azalacak. Bu şekilde dünyada büyüme oranları düşebilir.
Büyüme oranlarının düşmesi ise dünya ticaretini daraltıcı etki yapacaktır.
Ülkeler bazında duruma baktığımızda AB ülkelerine yapılan ihracatın yavaşlamaya başladığını görüyoruz.
Bütçe açıklarını azaltmak için Avrupa’da uygulamaya konulan programlar ve Euro’nun değerindeki düşüş Avrupa pazarlarında bizi etkilemeye başladı.
Yılın ilk 5 ayında en fazla ihracat yaptığımız 4 ülkeden Almanyaya ihracatımız yüzde 18, İtalyaya yüzde 33, Fransaya yüzde 19, İngiltereye yüzde 30 artmıştı.
Haziran ayında Almanyaya ihracat artış hızımız yüzde 8de, İngiltereye ihracat artış hızımız yüzde 12de kaldı. Fransaya ihracatımız ise Haziran ayında yüzde 9, İtalyaya ihracatımız yüzde 3 geriledi. Bu artışlar değer bazında, çünkü kayıtları dolar bazında tutuluyor. Yıl başında 100 Euroluk ihracat 141 dolar olarak kayda girerken, şimdi 100 Euroluk ihracat 122 Euro olarak kayda giriyor. % 13,5’lik bir parite kaybı var.
Bunun yanı sıra Haziran ayında Yunanistana ihracatımız aylık bazda yüzde 36, Danimarkaya yüzde 0,5, Slovenyaya yüzde 12, Maltaya yüzde 90, Macaristana yüzde 6, Norveçe yüzde 7 azaldı.
Haziran ayında İsraile ihracatımızın yüzde 20 artması da ilginç bir veriydi. Yılın ilk 6 ayında İsraile ihracatımız yüzde 42 arttı.
Yılın ilk 6 aylık rakamlarına göre en fazla ihracat yaptığımız pazarlar Almanya, İtalya, Fransa, İngiltere, Irak, Rusya, İspanya, ABD, Mısır ve İran oldu.
İlk 6 aylık rakamlara göre çarpıcı başarı gösterdiğimiz ülkeler şöyle oldu.
Yılın ilk 6 ayında Rusyaya ihracatımız yüzde 37, İspanyaya ihracatımız yüzde 47, ABDye ihracatımız yüzde 22, İrana ihracatımız yüzde 53, Suudi Arabistana ihracatımız yüzde 45, Çine ihracatımız yüzde 102, İsrail’e ihracatımız yüzde 42, Suriye’ye ihracatımız yüzde 40, Türkmenistana ihracatımız yüzde 43, Tunusa ihracatımız yüzde 63, Ürdüne ihracatımız yüzde 54, Brezilyaya ihracatımız yüzde 110 ve Singapura ihracatımız yüzde 249 arttı.
Şimdi Haziran ayı ihracat rakamlarını açıklamak istiyorum.
İhracatımız Haziran ayında, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 13,2 artışla 9 milyar 173 milyon olarak gerçekleşti. Paritedeki tüm olumsuz gerçekleşmelere karşın Haziran ayı ihracatı Mayıs ayı ihracatının üstünde gerçekleşti.
2010 yılının ilk altı ayındaki ihracatımız yüzde 21,6 artışla 53 milyar 345 milyon dolar olurken, son oniki aydaki ihracatımız ise 106 milyar 544 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti.
Haziran ayında en fazla ihracat yapan sektörümüz, 1 milyar 369 milyon dolar ile Otomotiv sektörümüz olurken, Hazır Giyim ve Konfeksiyon sektörümüz ise 1 milyar 174 milyon dolar, Demir Çelik 1 milyar 65 milyon dolar ihracat ile Otomotiv sektörümüzü takip etti.
Tarım sektörlerimiz Haziran ayında 1 milyar 75 milyon dolar ihracatla toplam içinde yüzde 11,7 pay alırken, sanayi sektörlerimizin payı 7 milyar 754 milyon dolar ihracat ile yüzde 84,5, madencilik ürünlerinin payı ise 345 milyon dolar ile yüzde 3,8 oldu.
Haziran ayında en fazla ihracat artışını yüzde 54,2 ile Madencilik sektörümüz, yüzde 25,5 ile Demir ve Demir Dışı Metaller sektörümüz ve yüzde 23 ile Gemi ve Yat sektörlerimiz yakaladı